Sabit düşünceler ve insan üzerine

İnsanlık gelişse de tek bir düşünce de bağlı tutan her görüş insanlığa çok zarar vermiştir çünkü zaman geçtikçe de insanlığa faydalı olacak sistemler de yenilikle beraber değişmektedir.  Her şey zamana uygun düzenlenmelidir.

insanlar düşünce olmadan var olamaz ve tüm insanlar özgürce düşünmese bile her bağnaz düşüncenin takipçisi diğerini yanlış olmasıyla, her şeyi kendi savunduğunun dedikleriyle yargılamak gibi şeylerle suçluyor ve kendi ölüsünü kutsayıp diğerlerini düzen çarkları arasında yitip gitmiş ahmaklar (belki “zavallılar”) olarak niteliyor.Savunduğumuz her şeyi bir kenara bırakarak aklın önünden çekip de bakalım: peki bizim öğretimiz yani satanizm neden doğrudur? O zaman kilitli düşünceler insanlığa zarar verir de biz nasıl yarar veririz; neye dayanarak bunu iddia ederiz?

Bunu daha kolayca kavramak için önce bunların zarar veren yönlerini bilmemiz gerekir.Eğer ki bunların bazı zararlı yönleri olduğu halde bunların boyutunu düşündürtmeden kendini kabul ettirebiliyorsa; insanlığa en başta iman istekleriyle zarar verirler.Ve insanların akıllarıyla da kabul etmesi çok zordur bunları.Çünkü bir ideolog bir ideoloji şekillendirir ve o ideoloji de insanları şekillendirir.Bir insan kendine bir yaşam felsefesi biçer ve o felsefe insanları şekillendirir.Bir tanrı bir din şekillendirir ve o din insanları şekillendirir.Çağa göre, şahsa göre, en başta da arzuya göre farklı şekillenmesi gereken ideolojiler, felsefeler ve dinler; sabit, durağan, statik biçimde işliyor böylece.

Şimdi bizim öğretimizin neden insanlığa fayda verdiğini; kan dökülmesine, akla kilit vurulmasına yol açmadığını görelim:

• Öğreti, bir ideoloji geliştirilecekse insanların birlikte mutluca yaşamaları için, hali hazırda var olan bir ideolojinin peşine takılmak yerine; çağa, ülkenin sosyokültürel ve ekonomik yapısına ve arzuya göre var edilmiş ve her talebi ile vaadi akıl süzgecinden geçirilmiş bir ideolojiyi öğütler, bireyin kendisince oluşturulmuş akılcı bir ideoloji.Yani insanın aklını yoksayıp kaç yüzyıl önce yaşamış bir şahısların aklına güvenmesini normalleştirmez; insanı kendinin ideoloğu yapar.Dine inanılacaksa bin yıl önce gelmiş küflenmiş kitaplara inanılması gerekmez bizde.Başka zekaların ve başka iradelerin istek, emir ve hükümlerini boşverip içini dinlerse insan ve aklını kullanırsa; elbette ki öz fikirlerini ve öz dinini bulacaktır.Bunun için önce kendinden olmayandan bir süre arınmalı insan ve içine dönüp dinlemeli içini.Yürümeyi zaten bilen bir insanın prangalarını bırakması ve adım atması yeterlidir yürüyebilmesi için.

• Statik doktrinler, ortak ülküye adanmadıkları sürece benliği yok etmeye programlıdır.Ben ile biz’i çarpıştırırlar, birey ve toplum ilişkisini çıkmaza sokarlar.Öyle bir hal alır ki bu; toplumla çıkarı çatışan birey ya toplum çıkarı için kendini feda eder ve şehit olur ya da toplum onu feda eder ve hain olur.Eğer ki birey güçlüyse anti sosyal olur ve topluma zarar verir.Onu da yapamıyorsa ama kendine yetebiliyorsa asosyal olur ve çıkarını böyle korur.Statik doktrinlerin insanlığa getirdikleri budur.Öğreti ise insanın evrensel bütünde hak ettiği yere ulaşmasını destekler: yani kendi cenneti olan Dünya’da yaşayıp diğer canlılarla da bağlantıda olmasını.Ve ister Yhwh ister başkası bu cenneti cehenneme çevirdiyse, insanların cennetlerini yani dünyalarını ve haklarını bu hastalıklı düşünceye/bilince karşı korumalarını.Bunun olması içinde insanın kendisini tanıması,bilmesi zihnini özgür ve hür bırakması hiç bir varlık veya tanrı için köle olmayıp kendi tanrısallığının farkında olması gerekir.Bir insanın karnının doyabilmesi, sağlıklı beslenebilmesi, (ruhsal, düşünsel ve cinsel olarak), cinselliğini yaşayabilmesi, zekasını tamamen kullanabilmesi, ruhsal güçlerini bilip kullanabilmesi ile tüm bu saydıklarımın herkes için geçerli olması kime zarar verecek ki birey-toplum, ben-biz çatışması olacak?

Dünya, bütün bu saydıklarımı her insana sağlayabilir.Yoktan var olacak nimetler değildir bunlar.Hem de “İki ekmeği olan birini aç olana versin.” gibi herkesin orta halli olmasından çok daha başka ve güzel çözümleri vardır Dünya’nın.Gördüğümüz gibi: Dünya’da insanın insanı kıskanması için hiçbir neden yok.O halde neden kıskançlık var Dünya’da; neden herkese fazla bile geleni yetiremiyoruz bir türlü?

Ben size cevapları vereyim: aklı başında insan kıskanç olamaz.Aklını hiçe sayanları kullanarak Dünya’ya kıskançlık sokan; kölelerin, akılsızların, yarım insanların ve ölüm ile kanın tanrısı olan Sahte tanrı’dır elbette ki herkese yetecek bir Dünya var elbet ancak o ölüm ve kan istiyor.Önce insanlıktan aklı alıp kıskançlığı verdi.İnsanlıktan da ondan kıskançlığı alıp kan ve ölümle besleyecek onu; bunu bekliyor.

Öğretimiz bu yüzden “Kendimizi tanımayı” öğütler ve bunun herkesçe yapılmasını önerir.Herkesin önce kendi ben’ini saymasına saygı göstermemiz kıskançlığı yok edecektir.Çünkü bilmemiz gereken şudur ki; her ben’e yeter bu Dünya ve ben-biz çatışması sadece çölde susuzken görülen serap gibi, Efendi’nin yaşamımızda etkisizliğinde gördüğümüz bir ilüzyondur.Önce arzularımızı dinlemeliyiz ve daha sonra aslında arzulamadığımız ne çok şeyi kıskandığımızı fark etmeliyiz.İçimizinden ve yeryüzünden kıskançlığı sildiğimizde anlayacağız bu Dünya’nın cennetimiz olduğunu.

-Dualitenin Işık Cephesi (POL Üyesi)

“Sabit düşünceler ve insan üzerine” üzerine 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir