Kara Öğreti

 

KARA ÖĞRETİ

Bu başlıkta inandığımız öğretiyi ve köklü geçmişinden bahsedeceğim. Aslında karanlığı bir ateş gibi aydınlatan öğretiye bizim kara dememizin sebebi insanların üzerine yığılan iman karanlığı ve gizli kalmamızın getirdiği bir şeydir. Ne yazıktır ki çoğu insanın öğretiye, ona anlatılanlar ve medya yüzünden korkuyla baktıklarını gördüm beni bu yazıyı iten de biraz bu oldu.

Karanlıktan neden korkar insan?

Çünkü insan bilmediğinden korkar ve karanlık çoğu zaman insanlar için bilinmezliği sembolize eder. Karanlıkta sana neyin geleceğini, içinde ne olduğunu bilemezsin ve bu yüzden korkarsın. Peki ya ihtiyacın olan bilgi karanlığa gömacerülmeye çalışıldıysa? Peki ya manipüle ediliyorsan? Neden bu sorularla korkarak düşünmek yerine sana yolu gösterecek beyaz tavşanı takip etmiyorsun ve girip kendin bakmıyorsun? Hadi bu serüvene beraber çıkalım. Ve bakalım beyaz tavşan bizi nereye götürecek.

İlk Durak: Konya, Çatalhöyük

İşte ilk durağımız ve anlatacaklarım burdan başlıyor. Günümüzden ortalama 6000 yıl öncesinden. İnsanlığın ilk uygar toplumunun oluştuğu yer. 16 bin yıl önce büyük bir göl olan Konya ovası zamanla Çarşamba nehrinin getirdiği alüvyonlarla doldu. Bu bölge de tarım yapmak paleolitik insan için bile kolaydı. Bu nedenle daha yüksek yerlerde mağaralarda avlanarak yaşayan insanlar zaman içinde bu bölgeye inerek çok gelişmiş bir uygarlık kurdular. Tarım yapabilen , süs eşyası kullanan , ev yapan , duvarlara çizimler yapabilen , heykel ve alet oluşturabilen , evini süsleyen ve… Bir Ana Tanrıçaya tapan!                                                                                                                                         James Mellart, 1958 den başlayarak burayı yedi yıl süre kazdı. 90 lı yıllarda da ingiliz arkeolog olan Dr. Ian Hodder yeni bir kazı başlattı. Tüm bu değerli bilim adamlarının uğraşları ve kazıları sonucunda 13. kat şehri çıktı ortaya. İlki olan 13.kat İÖ 6800′ e , 1. kat ise 5500 yılına dayanan uygar şehirlerdi bunlar. Çatalhöyüklüler tüm bu süre boyunca tanrıçanın resimlerini ve heykellerini yaptılar. Tapınmak için evlerinin en büyük odasını ona ayırdılar. Ve birde erkek tanrı vardı. Boynuzlu bir tanrı (Bunlar şimdi ki lilith ve baphomet tasvirlerine benzerlerdir dikkatinizi çekerim). Böylece Anadolu da ki karakteristiği olan boğa ve boynuzları simgesinin kaynağının Çatalhöyük olduğu ortaya çıktı. Ve aynı dönemlere ait çok farklı yerlerde aynı motiflerin olması da dikkat çeken diğer bir soru nasıl aynı/benzer motifler başka uygarlıklarda görülüyordu? ama nedense hiç kimse adı geçen bilginin/sembollerin insan bilinç altına aynı varlık/tanrı/enerji tarafından yansıtılmış olabileceğini düşünemedi.

Şenlikler , Bolluklar , Mutluluk

Kadınlar şık ve güzeldi eski Çatalhöyük’ de . Bu gerçek o devirlerde ölülerin eşyaları ile gömülme geleneğinden anlaşılmıştı. Kadın mezarlarından hiç – devrin gelenği olan- çanak çömlek çıkmamış; dudak boyasından , aynalara; halhal ve bileziklerden, kemer tokalarına dek süs eşyaları bulunmuştu.                                                                                                                           Erkekleri ise yiğit ve iyi savaşçılardı. Şehrin hiç geniş çaplı bir yıkım ve saldırı görmemesi bunu açıklıyordu. Tarım ileri ölçüde gelişmiş. Çilek tohumlarından şarap yaparlar ve sık oranda bira tüketirlerdi. Özetle Çatalhöyük kenti devrinin içinde bir yıldız kadar parlaktı. Bunun nedeni neydi? Taptıkları ana tanrıçanın “verici” bir tanrıça olması mı?

Peki ya sonra?

Bunun gibi örneğini verebileceğimiz bir çok kadim uygarlıkta törenler yapılmaktaydı. Bir sevinç kutlama ve ana tanrıçaya tapınım vardı. Aynı zamanlarda bazı uygarlıklarda böylesine bir olgunluk varken kadının erkekle eşit olduğu hatta bazı konularda ondan ileride bile olduğu manastır rahibelerin seviştiği insan sayısınca nerdeyse saygı gördüğü. Cinsellik tabularının olmadığı uygarlıklarken. Bazı uygarlıklar ise Elohim/Allah/Yhwh nin elindeydi.. Onun dinleri onun ele geçirdiği onun hükmettiği toplumlardı. Oralarda kadına değer verilmezdi. Bütün güzel tapınımlar yasaklanırdı. Müzik sanat ve aydınlanmak yasaktı. Kaos ve savaş hüküm sürerdi. Çünkü böyle beslenebilirdi ancak sahte tanrı. Eğer araştırırsanız sizlerde göreceksiniz. En büyük yalandır putlara tapıldığı zamanlar kadınlara eziyet edildiği. Arapların kendi taptıkları dişi bir tanrıçayken nasıl vermezleri değer kadına? Bu da koca bir riya…

Elohim/Allah tek olmak istedi Enki/Şeytan/Lucifer ise insanı tanrısallaştırmak . Elohim/Allah/Yahova kanla beslenmek istedi kurbanlar istedi. Enki/Şeytan/Lucifer ise kutlu törenler istedi doğayla bir olmasını istedi insanın. Tabularını yıkmasını istedi. Savaşlar verildi semavi dinler yayıldı. Bilgiler değiştirildi ve Eski kadim tanrılara öğretiye ait ne varsa “Şeytan” kılıfına sokuldu. İnsanlar katledildi. Sırf siyah kedisi var diye cadı denilerek öldürüldüler. Şeytan elohimin yarattığı kötü bir varlık olarak geçti kutsal denilen kitaplarına (!) ve bütün kadim inançlar kötülendi. Kadim tanrıların isimleri semavi dinlere ifrit isimleri olarak geçti… Zaman geçtikçe Şeytan yeni kitaplar yolladı insanları aydınlatmak için farklı adlarla farklı yerlerde ortaya çıktı. Şuanda da değişen yok gene aynı karalama kampanyası ve gene aynı cadı avı sürüyor..  Ve şimdi bizden alınan o güzel kutlamaları , müziği , sanatı geri alma zamanıdır. Öğretimiz insanlığın varoluşundan bu yana bizimledir. ben sadece 6000 yıllık bir geçmişinden bahsettim. Gerçekler kitabını okuyarak yaratılış destanının aslını da öğrenebilirsiniz.

Işıkla Kalın ,

-Rebellion

 

 

 

 

 

“Kara Öğreti” üzerine 2 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

"Ben, İçinizdeki Işığım; binyıllardır sizden gizledikleri" -Ayetler Kitabı