Ruh satma absürtlüğü

Ruh Satma Absürtlüğü

Ruh satma olayı, bazı materyaller ve tılsımlı sözcükler kullanılarak; dileklerinizi Şeytan’a sunup, onunda sizden bir şey istemesi karşılığında yapılan karşılıklı bir anlaşma olarak geçer. Bu olay pek çok topluma yayılmış ve merak sarmıştır. Hatta bu olay pek çok masonik örgütünde yaptığı bir ayin olarak kulaktan kulağa yayılmıştır.İşin aslına bakılırsa Şeytan, kişinin ruhu karşılığında bir iş yapmaz. Öğretimizde, Şeytan zaten insanın iyiliğini isteyen, onun spiritüel anlamda gelişmesini sağlayan bir Tanrı’dır. Böyle bir varlık neden “bir insanın ruhu karşılığında” onun vaatlerini dile getirsin ki?

“Benim, sizler için resmini çizdiğim ibadet, kolaydır. Sizin bana tapmanıza da ihtiyacım yoktur ve yüceltmenize. Kötü tanrı gibi bana devamlı, riyakarca ve menfaat için yağcılık yapılması kıvanç vermez bana. Yapacağınız her şey, kendinizi yüceltmeniz içindir aslında. Kurbanınıza da gerek yok benim açımdan ve istemem de bunu, özel durumlar gerektirmedikçe. En büyük kurbanınız bana, kendi teninizin zevkini yaşamanızdır, kendiniz için.” 

AYETLER KİTABI
V. BÖLÜM 34.AYET

Yani Sahte dinlerin Sahte Tanrısına yapıldığı gibi kendimizi yırta yırta duâ etmeye gerek yok. Farklı birşey yapmaya da gerek yok. Zaten O, her takipçisini dikkate alandır. O’na sadece içtenlikle duâ etmemiz yeterlidir.

Peki nedir bu ruh satmanın gerçek yüzü?

Hristiyanlığın gelmesiyle birlikte Şeytan daha da kötü ve vahşi bir varlık olarak lanse ettirilmiştir ve kilise elinden geldiğince tüm her şeyi karalamaya çalışmıştır. Bunun yanında fantastik yazarların eserleri veya filmler dolayısıyla gerçekten böyle bir şey var gibi insanlar yanılgılara düşmüşlerdir. Semavi dinlerin insanlarıysa Satanizm’e bir anlamda giriş olan İnisiye Ritüel’inin adını karalayarak, Şeytan’ı daha vahşi göstermiştir. İşin aslında ne Şeytan’ın gelip insanın ruhunun alması olayı vardır, ne de insanın köle olması. Köle olmak, ancak Semavi  Dinlerin Tanrısına yapılan bir şeydir. Sadece İnisiye’nin adı kabalaştırılmış ve ritüel sırasında gerçekleştirilen olaylar fantastik filmlere konu alacak şekilde değiştirilmiştir. Işıkla Kalın..!

-Judas (POL Üyesi)

Sabit düşünceler ve insan üzerine

İnsanlık gelişse de tek bir düşünce de bağlı tutan her görüş insanlığa çok zarar vermiştir çünkü zaman geçtikçe de insanlığa faydalı olacak sistemler de yenilikle beraber değişmektedir.  Her şey zamana uygun düzenlenmelidir.

insanlar düşünce olmadan var olamaz ve tüm insanlar özgürce düşünmese bile her bağnaz düşüncenin takipçisi diğerini yanlış olmasıyla, her şeyi kendi savunduğunun dedikleriyle yargılamak gibi şeylerle suçluyor ve kendi ölüsünü kutsayıp diğerlerini düzen çarkları arasında yitip gitmiş ahmaklar (belki “zavallılar”) olarak niteliyor.Savunduğumuz her şeyi bir kenara bırakarak aklın önünden çekip de bakalım: peki bizim öğretimiz yani satanizm neden doğrudur? O zaman kilitli düşünceler insanlığa zarar verir de biz nasıl yarar veririz; neye dayanarak bunu iddia ederiz?

Bunu daha kolayca kavramak için önce bunların zarar veren yönlerini bilmemiz gerekir.Eğer ki bunların bazı zararlı yönleri olduğu halde bunların boyutunu düşündürtmeden kendini kabul ettirebiliyorsa; insanlığa en başta iman istekleriyle zarar verirler.Ve insanların akıllarıyla da kabul etmesi çok zordur bunları.Çünkü bir ideolog bir ideoloji şekillendirir ve o ideoloji de insanları şekillendirir.Bir insan kendine bir yaşam felsefesi biçer ve o felsefe insanları şekillendirir.Bir tanrı bir din şekillendirir ve o din insanları şekillendirir.Çağa göre, şahsa göre, en başta da arzuya göre farklı şekillenmesi gereken ideolojiler, felsefeler ve dinler; sabit, durağan, statik biçimde işliyor böylece.

Şimdi bizim öğretimizin neden insanlığa fayda verdiğini; kan dökülmesine, akla kilit vurulmasına yol açmadığını görelim:

• Öğreti, bir ideoloji geliştirilecekse insanların birlikte mutluca yaşamaları için, hali hazırda var olan bir ideolojinin peşine takılmak yerine; çağa, ülkenin sosyokültürel ve ekonomik yapısına ve arzuya göre var edilmiş ve her talebi ile vaadi akıl süzgecinden geçirilmiş bir ideolojiyi öğütler, bireyin kendisince oluşturulmuş akılcı bir ideoloji.Yani insanın aklını yoksayıp kaç yüzyıl önce yaşamış bir şahısların aklına güvenmesini normalleştirmez; insanı kendinin ideoloğu yapar.Dine inanılacaksa bin yıl önce gelmiş küflenmiş kitaplara inanılması gerekmez bizde.Başka zekaların ve başka iradelerin istek, emir ve hükümlerini boşverip içini dinlerse insan ve aklını kullanırsa; elbette ki öz fikirlerini ve öz dinini bulacaktır.Bunun için önce kendinden olmayandan bir süre arınmalı insan ve içine dönüp dinlemeli içini.Yürümeyi zaten bilen bir insanın prangalarını bırakması ve adım atması yeterlidir yürüyebilmesi için.

• Statik doktrinler, ortak ülküye adanmadıkları sürece benliği yok etmeye programlıdır.Ben ile biz’i çarpıştırırlar, birey ve toplum ilişkisini çıkmaza sokarlar.Öyle bir hal alır ki bu; toplumla çıkarı çatışan birey ya toplum çıkarı için kendini feda eder ve şehit olur ya da toplum onu feda eder ve hain olur.Eğer ki birey güçlüyse anti sosyal olur ve topluma zarar verir.Onu da yapamıyorsa ama kendine yetebiliyorsa asosyal olur ve çıkarını böyle korur.Statik doktrinlerin insanlığa getirdikleri budur.Öğreti ise insanın evrensel bütünde hak ettiği yere ulaşmasını destekler: yani kendi cenneti olan Dünya’da yaşayıp diğer canlılarla da bağlantıda olmasını.Ve ister Yhwh ister başkası bu cenneti cehenneme çevirdiyse, insanların cennetlerini yani dünyalarını ve haklarını bu hastalıklı düşünceye/bilince karşı korumalarını.Bunun olması içinde insanın kendisini tanıması,bilmesi zihnini özgür ve hür bırakması hiç bir varlık veya tanrı için köle olmayıp kendi tanrısallığının farkında olması gerekir.Bir insanın karnının doyabilmesi, sağlıklı beslenebilmesi, (ruhsal, düşünsel ve cinsel olarak), cinselliğini yaşayabilmesi, zekasını tamamen kullanabilmesi, ruhsal güçlerini bilip kullanabilmesi ile tüm bu saydıklarımın herkes için geçerli olması kime zarar verecek ki birey-toplum, ben-biz çatışması olacak?

Dünya, bütün bu saydıklarımı her insana sağlayabilir.Yoktan var olacak nimetler değildir bunlar.Hem de “İki ekmeği olan birini aç olana versin.” gibi herkesin orta halli olmasından çok daha başka ve güzel çözümleri vardır Dünya’nın.Gördüğümüz gibi: Dünya’da insanın insanı kıskanması için hiçbir neden yok.O halde neden kıskançlık var Dünya’da; neden herkese fazla bile geleni yetiremiyoruz bir türlü?

Ben size cevapları vereyim: aklı başında insan kıskanç olamaz.Aklını hiçe sayanları kullanarak Dünya’ya kıskançlık sokan; kölelerin, akılsızların, yarım insanların ve ölüm ile kanın tanrısı olan Sahte tanrı’dır elbette ki herkese yetecek bir Dünya var elbet ancak o ölüm ve kan istiyor.Önce insanlıktan aklı alıp kıskançlığı verdi.İnsanlıktan da ondan kıskançlığı alıp kan ve ölümle besleyecek onu; bunu bekliyor.

Öğretimiz bu yüzden “Kendimizi tanımayı” öğütler ve bunun herkesçe yapılmasını önerir.Herkesin önce kendi ben’ini saymasına saygı göstermemiz kıskançlığı yok edecektir.Çünkü bilmemiz gereken şudur ki; her ben’e yeter bu Dünya ve ben-biz çatışması sadece çölde susuzken görülen serap gibi, Efendi’nin yaşamımızda etkisizliğinde gördüğümüz bir ilüzyondur.Önce arzularımızı dinlemeliyiz ve daha sonra aslında arzulamadığımız ne çok şeyi kıskandığımızı fark etmeliyiz.İçimizinden ve yeryüzünden kıskançlığı sildiğimizde anlayacağız bu Dünya’nın cennetimiz olduğunu.

-Dualitenin Işık Cephesi (POL Üyesi)

GAZABIN TANRISI

GAZABIN TANRISI

Allah’ın özellikle gazabın ve şiddetin tanrısı olduğunu söylemek çok kolaydır. Üzerinde düşünmeye felsefe yapmaya, olayları ve ayetleri ezip, büzüp, isteğimize göre yorumlamaya çalışmamıza hiç gerek yok. Doğrudan, önce kendi kitaplarına bakmamız, bunu görmek için yeterli. Ama siz Tevrat ve Kuran olumaktan sıkıntı duyuyorsanız bu konuda yazılmış bir sürü “Eser!!” var. Din ya da Cennet komisyoncuları bu alanı hiç boş bırakmamışlar. Hemen hemen her yerde Allah’ın yok ettiği kavimlerden bahseden, gazaplarını anlatan kitaplar dolu. Doğrusu bu kimseler o kadar mükemmel çalışmalar yapmışlar ki, daha iyisini yapabilmek çok zor görünüyor. Onları alın ya da bir şekilde bulup okuyun.
Bu kitaplardaki şaşılacak şey, adamların bütün söz konusu katliamları birer övünç vesilesi olarak görmeleri. Yok edilmeyi hakkeden kavmi anlatmaya başlıyorlar, derken bir peygamber gelip tehditler savuruyor, anlatılan olaydaki gerilim tırmandırılıyor ve son kısım büyük bir orgazm patlaması ile geliyor. Allah o kavmi yok ediyor. Din komisyoncuları da bar, bar bağırıyorlar, “En büyük tanrı bizim tanrı, başka büyük yok. Bizim tanrımız sizinkini döver!” Bir yandan Allah’ın ne kadar iyi ve sevecen olduğunu anlatırken bir yandan da yapılan katliamdan sevinç duyup orgazm olmaları anlaşılır şey değil. Ama korkarım ki, burada yanlış bir şey söyledim çünkü bu tutum çok kolay anlaşılır. “Müslüman olmayan ölsün. Allah’a pil olmayan, başka bir varlığa pil olup, onu güçlendirmesin.” düşüncelerini bilmek bunu anlamak için yeterlidir. Kafirin ölmesine sevinmek Cennetlik olmaya yardımcıdır. Ana mantık bu. Kötülemek için birşey söylememe hiç gerek yok. Allah’ın, gazap ve şiddetin tanrısı olduğunu ispatlamak için bir araştırma yapıp gayret sarfetmeme de gerek yok. Adamlar bunu zaten yapmışlar. Ama onlar kan kokusundan orgazm olarak övgü için yapmışlar. Bunları tarafsız gözle bir okuyun yeter. Bakalım içinizde allah sevgisi mi uyanacak yoksa dehşet ve tiksinti mi?

“Bir tanrı, akılla kabul edilir. Bir tanrı, sevgiyle kabul edilir ve bir tanrı,insanlarını güzellik ve zevkle elde ettiği için kabul edilir. Öyleyse nedendir, çok yaygın olan “Allah korkusu” lafı ve onun yanısıra çok kullanılan “Allah sevgisi” sözü; bir varlık nasıl sever kendisini zorlayanı ve ölmekten fazla korktuğunu ve keskin bir kılıç gibi her an başının üzerinde asılı olanı? Onu ele geçirse insan bir madde olarak yok etmez mi; sadece korkusundan kurtulmak için. “

Ayetler Kitabı
IV.Bölüm 28. Ayet